İçe Dönüş: Bir “Aşk” Meselesi


Hitabım, aşkın her halini yaşayanlara…



“Aşk hiç biter mi?” demiş bir şarkısında Ezgi’nin Günlüğü. Sahi, aşk hiç biter mi? Kalmaz mı bir sokakta, bir deniz kıyısında? Ufak bir notta veyahut satırlarca yazılmış bir mektupta? Hem sonra, hissedilmiş duygular baki değil midir evrende? Aranızdan cümlelerimi okuyan biri ya da birileri, katılmıyor olabilir sözlerime şu an.


O halde şöyle devam edeyim; yaşanılanı, hiç yaşanmamış gibi silebilir misiniz tüm hafızalarınızdan? Değil midir ki nefes aldığımız müddetçe hissettiğimiz tüm duygular, bu ister aşk olsun, ister nefret ya da korku, bizimle baki? Hatta daha da acısını söyleyeyim mi size? Siz ya da bu evren sonsuza dek yok olsanız da zamanın belirli bir diliminde, belirli bir periyotta ve belirli bir alanda yaşanılmış veya hissedilen acı tatlı her bir duygunun da yok olup gidebileceğini düşünebiliyor musunuz? Bu, tıpkı sizin ve evrenin bir zamanlar var olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği gibi o duyguların da bir zamanlar yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. İşte bence şimdi, ne demek istediğimi daha iyi anlıyorsunuz.

Sizi böyle derin düşüncelere daldırmışken, biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Bu yazıyı kaleme aldığım gün, benim için son derece zor bir gündü. Sabahın erken saatinde evden çıkıp (konumuz malumunuz “aşk”), bana kendimi tümüyle özel hissettiren o kavurucu duygunun yaşandığı tüm yollardan, sokaklardan, kaldırımlardan geçtim ve yine tüm o özel anların yaşandığı banklarda, kafelerde oturdum. Hatta bu yazıyı da o kafelerden birinde yazdım. Boynumda O’nun aldığı kolye, bileklerimin birinde O’nun aldığı saat, diğerinde yine O’ndan bir bileklik, üzerimdeyse hediye bir koku ile… Demek istediğim o ki, bambaşka diyarlarda bambaşka insanlarla da olsanız “aşk hiç bitmez”. Şarkıda da geçtiği gibi; kalır adımızla bir sokak duvarında, bir ağaç kavuğunda ya da bir takvim kenarında… Hiç olmadı, sahip olduğunuz birtakım nesnelerde... Tıpkı o an bende olduğu gibi…  

Hatıralar, siz ne yaşamış olursanız olun, silinmez. Sadece belirli bir zaman sonunda eskisi gibi hatırlanmamaya hatta can acıtmamaya başlar. İnsanoğlunun fıtratında vardır bu. Devam edebilmek için daha az hatırlamak… İyi de bir şeydir bu esasında bakmayın. Yoksa insan nasıl yaşar? Hem, her şey bir tecrübedir de bu hayatta. İyi de olsa kötü de olsa bir ders verir hayat bize. Bunu da unutmamak gerek.

O halde gelelim aşkın her türüne sahip olanlara. Bu sözüm size! Hayatın bazen zor seçimler yaptırmak konusunda ısrarcı olduğunu düşünebilirsiniz. Cevabını bilmediğiniz sorular ile karşılaşarak bir seçim yapmak zorunda kaldığınıza kendinizi ikna edebilirsiniz. Size bir sır vereyim mi? Cevabını bilmediğiniz hiçbir soru yok. “Hayat beni çok zorluyor yahu!” dediğinizde bile bu böyle.


Neden mi? Hayat sürprizlerle doludur, evet; fakat geleceğe dair ipuçlarını, “ya sonra?”ları her daim içinde barındırır. Önemli olansa onları yakalayabilmektir. Nasıl mı? Burada ihtiyacınız olan, elinizi kalbinize koyup, her ne şekilde olursa olsun size hazırlanmış olan “iyi” ile “kötü” sonları tartabilmek… Misal, “Bu kararım sonucunda mutsuz ya da mutlu olacağım. Neden mutsuz olurum veya neden mutlu olurum?” sorularının cevapları sizde; yani hayatın size sunduklarında…Cevaplarınızı eğrisi ve doğrusuyla tartıp terazinin kefelerine koyduğunuzda bir taraf mutlaka daha ağır basacaktır. E o halde zaten cevabı buldunuz demektir.

Sözüm o ki, bir anlık kızgınlık, öfke, nefret, kalp kırıklığı ya da tüm bunların tam aksi sevgi, merhamet ve heyecan ile sahip olduğunuz hiçbir “aşk”tan vazgeçmeyin. Yazımda ikili ilişkilerden bahsettim daha çok, evet; ama aşkın tanımı herkes için farklı olabilir. Kimisi için hayat eşi, kimisi için evlat, kimisi içinse idealleri ile şekillenmiş bir meslektir aşk. Yazımın başında da bahsettiğim gibi; hitabım, aşkın her türüne ve her halini yaşayanlara… Yahu aşk güzel şey vesselam. Onun kıymetini bilmek de yeryüzünün en akıllı varlığı biz insanoğluna düşmez mi?

Hayatın her alanında sizin için en doğru “aşk”ı bulacağınız bir gün olsun. Aşkla kalın!

Not: Şarkıdan çok söz ettim, bilmeyenleri aşağıdaki linke alalım. He bir de, sen çok yaşa be “Ezgi’nin Günlüğü”!



KONUK YAZAR: SARAH CONNOR




  

Yorumlar

  1. Güzel yazı. Teşekkürler Sarah. Devamını bekliyoruz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Organize Türkçe Cümleler

The cause of all problems faced by humanity

Dünya'nın Misafirleri